Meşe Büyümeden Tükenecek Zaman: Sofranızdaki Geri Sayım




 "Dünyanın dört bir yanındaki büyük şehirlerin meydanlarında dev bir dijital saat işliyor. Bu saat, ne yeni yılı ne de bir kutlamayı haber veriyor. Bu, insanlığın en kritik geri sayımı: İklim Saati. Bilim insanlarının hesaplamalarına göre, küresel sıcaklık artışını felaket senaryosu olarak kabul edilen 1.5°C eşiğinin altında tutmak için bir karbon bütçemiz var ve bu saat, o bütçeyi ne zaman tüketeceğimizi gösteriyor.

Bugün, 21 Haziran 2025 itibarıyla, bu saatin gösterdiği süre sadece 5 yılın biraz üzerinde. Gün olarak ifade edersek, önümüzde yaklaşık 1860 gün var.

Bu rakam tek başına bir anlam ifade etmeyebilir. Ama şöyle düşünelim: Bugün toprağa ektiğiniz tek bir meşe palamudunun, büyüyüp serpilerek kendi palamutlarını verecek olgun bir ağaç haline gelmesi en az 20 yıl, yani 7300 gün sürer. Bizim ise gezegenimizin geleceğini güvence altına almak için sahip olduğumuz süre, tek bir meşe fidanının olgunlaşması için gereken zamanın neredeyse dörtte biri kadar. Geri sayım nesiller sonra değil, gözlerimizin önünde yaşanıyor.

Ve bu küresel alarm, binlerce kilometre ötedeki bir sorun değil; doğrudan Bursa'daki soframızı, Uludağ'dan gelen içme suyumuzu ve dallarından topladığımız şeftaliyi tehdit ediyor. Peki, bir meşe ağacının bile yetişmesine yetmeyecek bu kısıtlı zamanda, bu korkutucu geri sayım karşısında çaresiz miyiz? Cevap, belki de yanı başımızda, Bursa'nın bereketli topraklarında ve kadim kültüründe saklı."

"Bu küresel saati yavaşlatmak, şüphesiz sadece hükümetlerin ve dev şirketlerin görevi değil. Aslında gezegeni kurtarmak için gereken büyük adımların her biri, bizim günlük hayatımızdaki seçimlerin bir yansımasıdır. Küresel olarak fosil yakıtlardan uzaklaşmak gerekiyorsa, bu bizim evde gereksiz yanan bir lambayı söndürmemiz, kısa mesafelere arabayla gitmek yerine yürümemiz veya bisiklete binmemiz anlamına gelir. Dünya çapında endüstriyel tarımın ve gıda israfının önüne geçilmesi hedefleniyorsa, bu bizim tabağımıza yiyebileceğimiz kadar yemek almamız, mevsiminde ve yerel üretilmiş gıdaları tercih etmemizle başlar. Tüketim çılgınlığını durdurmak küresel bir amaç ise, bu bizim 'al-kullan-at' kültürünü reddedip, ihtiyacımız olmayanı almamamız, bozulanı tamir etmemiz ve tek kullanımlık ürünlere 'hayır' dememizle mümkün olur. Dolayısıyla küresel sorumluluklar, en temelde bizim en uyumlu ve en bilinçli günlük yaşam alışkanlıklarımızla yerine getirilir."

Bugünden itibaren gardırobunuzun karşısına geçtiğinizde kendinize şu soruyu sorun: "Gerçekten buna ihtiyacım var mı?" O anlık hevesle alacağınız tek bir tişört için binlerce litre su harcandığını, tekstil boyalarının nehirleri zehirlediğini ve o kıyafetin gezegenin öbür ucundan soframıza gelen bir gıda kadar karbon maliyeti olduğunu hayal edin. Moda endüstrisi, bize sürekli eksik olduğumuzu ve mutluluğun bir sonraki alışverişte saklı olduğunu fısıldar. Bugünden itibaren bu sese kulaklarımızı tıkayalım. Gerçek stil, sürekli yenisini almak değil, sahip olduklarımızla yaratıcı olmak, eskiyeni onarmak ve bir giysiye yıllarca değer vermektir. Gardırobunuzu değil, karakterinizi zenginleştirin; çünkü gezegenin yeni kıyafetlere değil, bilinçli insanlara ihtiyacı var.

Şimdi de tabağımıza bakalım. Sofralarımızdaki et tüketimini azaltmak, iklim için yapabileceğimiz en güçlü bireysel eylemlerden biridir. O tek bir öğün için ne kadar devasa bir araziye, ne kadar çok suya ve ne kadar büyük bir enerjiye ihtiyaç duyulduğunu düşünün. Hayvancılık, ormansızlaşmanın ve gezegeni bir battaniye gibi saran metan gazı salımının en büyük sorumlularından biridir. Kimse sizden bir anda tüm alışkanlıklarınızı değiştirmenizi beklemiyor. Ama haftanın bir gününü "Etsiz Pazartesi" ilan etmekle başlayabilirsiniz. Bursa'nın bereketli topraklarının sunduğu o muhteşem sebzelerle, bakliyatlarla ve tahıllarla hazırlanmış bir yemeğin hem damak zevkinize hem de gezegenin sağlığına nasıl iyi geldiğini keşfedin. Tabağınızdaki her bir eksik et porsiyonu, iklim saatine eklenmiş değerli bir saniyedir.

Nihayetinde bütün mesele, bu dünyadan gelip geçerken arkamızda nasıl bir iz bıraktığımızdır. Varlığımız, tükettiğimiz şeylerin devasa bir karbon ayak iziyle mi anılacak; yoksa dokunduğumuz toprağı iyileştiren, bizden sonraki nesillere nefes alacak bir alan bırakan nazik bir dokunuşla mı? Dünyada iz bırakmamak, yok olmak demek değildir. Aksine, bir palamut ekip bir meşe ağacının büyümesine tanıklık etmek, yerel bir çiftçiyi destekleyerek bir geleneği yaşatmak ve ihtiyacımızdan fazlasını almayarak gezegenin kaynaklarına saygı duymaktır. Geleceğe bırakacağımız en değerli miras, devasa bir mülk veya birikim değil, üzerine güvenle basılabilecek, yeni tohumların ekilebileceği temiz ve sağlıklı bir yeryüzü parçasıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yarınların bizim olması için en iyi başlangıç.......

Bursa'da Balkonlardan Yerel Alanlara: Hidroponik ve Akuaponik Tarımla Geleceğe Yatırım

Sürdürülebilir Tarım: Küçük Bahçelerden Geniş Tarlalara İlkeler ve Uygulamalar